Menü

Mikroblog

 

Mart 2010
Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
« Şub    
1234567
891011121314
15161718192021
22232425262728
293031  

Yazdığım Son 3 Yazı

Bağlantılar

Neler Yazmışım ?

Hacker olmak

Hacker kelimesi günümüzde bilgisayar korsanı ile eş anlamlı hale geldi. Oysa ki gerçekler böyle değil.

Aslen hacker bir konuda fazlaca bilgili olup o konudaki kısıtlamaları aşarak ekstralara ulaşabilen kişidir. Yani bir nevi amacına ulaşmak için sorunların, engellerin etrafından dolaşabilen kişidir. İlk hackerların MIT nin bilgisayar laboratuvarına konulan güvenlik sistemlerini ve böylece kotaları aşabilen öğrenciler olduğuna dair makaleler vardır internette. Aynı grubun okulun terasına çıkıp içki içmesi de bir hack örneği olarak gösterilmektedir, çünkü terasta normalde ulaşıma kapalıdır.

Ancak bilgisayardan önce de hackerlar mevcuttu. Bedava arama yapmak için, arama kabul etmeyen bir hapishane telefonunu aramaya açarak içerideki suç ortağına ulaşmak için telefon hatlarını ve santrallerini hacklemiş üstadlar da mevcuttur.

Hackerlara verilen bir diğer ünvan ise üstad idir. Çünkü bu insanlar alanında oldukça bilgilidir. Öyleki hemen her türlü engeli bir süre araştırma ve çalışma yaptıktan sonra geçebilirler.

Peki ya bilgisayar korsanları, onların gerçek adı cracker dır. Yani kırıcı. Onların işi yazılımları kırarak bedava kullanmak, sistemleri kırarak bilgileri çalmak, banka ve e-ticaret sistemlerini kırarak para çalmak, kırdıkları sistemlerdeki bilgileri satarak sanayi casusluğu yapmak, mail listelerini elde edip bunları spam şirketlerine satmaktır.

Ancak crackerlar da dört ana bölüme ayrılır kendi içlerinde:

1) Lamer (ezik)
Lamerlar herhangi bir yazılım ve donanım bilgisine sahip olmayan orta düzey bilgisayar kullanıcıları grubundan çıkar genellikle. İnternette forumlardan, “hacker” mail listelerinden, “hack” sitelerinden buldukları programları kullanarak. Web sitesi, MSN, Skype, facebook hesabı gibi sistemlere girerek arkalarında genellikle “Bu site/hesap xxx tarafından hacklenmiştir.” gibi yazılara bırakarak gösteriş yapan insanlardır. Yaş grubu genelde lise çağlarından başlar ve üniversite civarında akıllanmış olurlar.

2) Script – Kiddie (Kod çocuğu)
Lamerlara nispeten script-kiddielerin kod yazma konusunda yeteneği vardır. Bunlar internette buldukları programları kullanmanın yanısıra kendi kodlarını yazarlar veya buldukları kaynak kodları değiştirirler. Böylece daha kendilerine has yöntemler geliştirebilirler. Ancak genelde faaliyetleri lamerlardan öteye geçmez.

3) Black Hat (Siyah şapkalı)
Bu cracker türü en çok korkulması gerekenlerin başında gelir çünkü bunlar üstad seviyesine gelmiş bilgisayar korsanlarıdır. Engelleri aşmak konusunda bilgili; kendi araçlarını, rootkitlerini, virüslerini kendileri yazan; kıracakları sistemi izleyen; kırmak için planlama yapan; içeri girdikten sonra iz bırakmamaya özen gösteren ve genellikle kendileri için bir açık kapı bırakan gruptur. Amaçları genellikle kişisel çıkardır. Sistemleri kırarak içerideki bilgilerden para kazanma amacı güderler. Bazen de sırf intikam için çalıştıkları olur.

4) White Hat (Beyaz Şapkalı)
Bu grup siyah şapkalılar ile aynı yeteneklere sahip olmasına rağmen amaçları tamamen farklıdır. Genellikle sistemin sahibi olan şirket tarafından kiralanırlar ve sistemin açıklarını bulup nasıl yamayacakları konusunda şirketi bilgilendirmesi istenir. Amaçları sistemleri daha güvenli kılmaktır. Bunun için bir crackerın sahip olduğu tüm yetenekleri kullanarak sistemi kırmaya çalışırlar. Ve açıkları raporlarlar. Aynı zamanda bu kişilere güvenlik uzmanı da denir.

Evet, geçtiğimiz hafta pek çok konu aklımdan geçti ancak yazmaya üşendim en son ise bu konuda karar kılıp burada yazmaya uygun gördüm. Önümüzdeki günlerde daha sık yazmayı ve blogumu bu kadar boşlamamayı umut ediyorum.

Çeviklik Manifestosu (Agile Manifesto)

2001 yılında yazılan ve o günden bugüne binlerce programcının altına imzasını koyduğu, Çevik Programlama(Agile Programming) yönteminin kurallarını koyan çeviklik manifestosunun bir çevirisini ve Çeviklik Esaslarının (Principles behind the Agile Manifesto) bir çevirisini yayınlamaktan mutluluk duyuyorum.

Manifestoya buradan: http://agilemanifesto.org/
Esaslara buradan:  http://agilemanifesto.org/principles.html ulaşabilirsiniz.

Çeviklik Manifestosu

Daha iyi yazılım geliştirmenin yöntemlerini, uygulayarak
ve başkalarının uygulamasına yardım ederek,
su yüzüne çıkarıyoruz.

Bu çalışmayla değerlerimiz :

Bireyler ve etkileşimler, süreçler ve araçlardan
Çalışan yazılım, kapsamlı dökümantasyondan
Müşteri ile işbirliği, kontrat görüşmesinden
Değişikliklere yanıt vermek, bir planı takip etmekten
önce gelir.

Her ne kadar sağda yazılı olanlar da değerli olsa da
Biz soldakilere daha fazla değer veriyoruz.

Çeviklik Esasları :

  • Öncelikli hedefimiz faydalı yazılımın erken ve sürekli teslimatıyla müşterimizi tatmin etmektir.
  • Geliştirmenin sonlarında da olsa değişiklikleri hoş görürüz. Müşterinin rekabet avantajı için çevik programlama değişikliklerle başa çıkabilir.
  • Çalışan yazılımları kısa sürede teslim ederiz, bir kaç haftadan bir kaç aya kadar, kısa sürmesini yeğleriz.
  • Geliştiriciler ve iş adamları proje boyunca her gün birlikte çalışmalıdır.
  • Projeleri motive bireyler üzerine kurun. İstedikleri ortamı ve desteği sağlayın ve bu işi yapacaklarına güvenin.
  • Geliştirme takımıyla ve takım içinde bilgiyi paylaşmanın en etkili ve verimli yolu yüzyüze konuşmaktır.
  • Sürecin öncelikli ölçütü çalışan yazılımdır.
  • Çevik süreçler sürdürülebilir geliştirmeyi teşvik etmelidir. Sponsorlar, geliştiriciler ve kullanıcılar süresiz olarak sabit bir hızı koruyabilmelidirler.
  • Teknik mükemmeliğe ve iyi tasarıma sürekli dikkat etmek çevikliği ileri taşır.
  • Sadelik – yapılmayan iş miktarını azami tutma sanatı – hayati öneme sahiptir.
  • En iyi mimariler, gereksinimler ve tasarımlar kendi kendine organize olmuş takımlardan çıkar.
  • Düzenli aralıklarla takım nasıl daha verimli olacağını konuşur ve buna göre davranışlarını ayarlar.

“Bir hackerın manifestosu”ndan sonra bilgisayar dünyasına ait sevdiğim ikinci manifesto. Umarım siz de çevik geliştirme sürecini kullananlardansınızdır.

Biterken : Yıldız Tilbe – Delikanlım ( Teşekkürler WMPlayer rasgele seçeneği )

Kalbimdeki Prenses: Smyrna

Ben bu satırları yazarken hayatımda benim için çok önemli olan bir yerden uzakta geçen yaklaşık 145. günüm doluyor olacak. Meraklısı için hesaplamak isterse diye 31 Ağustos 2009 07.00 den beri ayrıyım güzeller güzeli şehrimden.

İzmir olmadan yaşayamam diyen biri için zor geçti bu 100 küsur gün. Her fotoğrafında, her şarkısında anılar beynime, yaşlar gözüme doldu. Yine şanslı nesiliz, arkadaşlarımla, ailemle internet ve telefon vasıtasıyla haberleştim hep. Aslında bu her ne kadar şans olsa da bir yandan da her şeyi daha kötüye sürükleyen bir imkan.

Arkadaşlarınız “Seni özledik. Ne zaman geliyorsun?” dedikçe anılar sel olup akıyor beyninizden. Bir insanı en çok özlemek değil de özlendiğini bilmek yıpratıyormuş onu öğrendim ben bu yüz küsur günde. Sevmek değil de sevildiğini bilmek mutlu ediyormuş en çok.

Yazık ki en çok yakınında olmak istediğime yakın değilim, prensesime, Smyrnama, İzmirime yakın değilim. Sadece haberlerini almak onu yaşamanın, onunla yaşamanın yerini tutmuyor. Proje sabahlamalarında balkondan denizin üzerindeki sıçtın mavisini görmek, arkadaşlarla gün batımında güneşin gerçekten batan bir gemi gibi denize gömülüşünü izlemek, bunu bir de kız arkadaşlar yapmak bunların yerini hiç bir şey tutmuyor.

İzmirden uzak yaşayamam derdim, deniz olmadan yaşayamam. Ufku olmayan şehirde üç ayım bitti, dördüncünün bitmesine sayılı gün kaldı ve ben gerçekten yaşamıyorum. Zannedilenin aksine, “hayat sana güzel” diyenlerin aksine İzmirden uzak olmak yıpratıyor beni.

Geziyorum, eğleniyorum, oyalanacak bir şeyler buluyorum ama bir an boş kalmasın bu aklım. Kordonun çim barı, Viran Gönüller Kahvesi, topluluklar merkezi, evimin balkonu beliriyor aklımda. Arkadaşlarım doluşuyor bu mekanlara, beraber içiyoruz, gülüyoruz, faaliyete gidiyoruz, ağlıyoruz, bakıyorum Ege beni terk etmiş ben Uğurun omzunda ağlıyorum anılar yer değiştiriyor ehavk faaliyet otobüsü bağıra çağıra şarkılar söylüyoruz biri “maximus” diye bağırıyor, başka bir anı geliyor İzyuvadayız final öncesi sabahlaması bakkala kim gidecek kavgası var evde, bir başkası gece dört ağustos sıcağı açık balkon kapımdan devasa bir böcek giriyor ses yapmadan öldürmek için iki saat harcıyorum o yorgunluk uyku tutmayan bedenimi uyutuyor. Uzun lafın kısası özlüyorum prensesim.

Seni yaşamayı, seninle yaşamayı, sende mutluluğu yaşamayı özlüyorum. Öte yandan içimi en çok acıtanlardan biri de özlendiğimi bilmek oluyor. Biliyorum özleyenler var ve ben gidemiyorum. Oysa o kadar istiyorum yanlarında olmayı. Artık geri sayım yapma vakti belki de. Zamanında bir arkadaşımın MSN iletisi olarak kullandığı bir cümle vardı : “Dileğini tutmuş sayar sonsuzdan geri…” diye.

İşte şimdi benim yapmam gereken bu. Dileğimi tuttum ve geri saymaya başladım.

Biterken : Tuğba Özerk – İzmir (Dostum Bana İzmiri Anlat adıyla daha meşhur)