Menü

Mikroblog

 

Eylül 2010
Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
« Nis    
 12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
27282930  

Yazdığım Son 3 Yazı

Bağlantılar

Neler Yazmışım ?

Yabancı bir aidiyet hissi

Dün gece Bolzano sokaklarında yürüyordum tek başıma. Piazza Domenicaniyi geçtim, ardından postaneyi geçip sağa Via dell’Isarco ya ye girdim. Amacım davet edildiğim üzere Papperlapapp a gidip Marieyi görmekti. Yapmadım.

Üzerimde bir t-shirt ve gri ceketim ellerim ceketimin cebinde sanki yıllardır bu sokakları arşınla gibi yürüyordum. Tuhaf bir aidiyet hissi. Sanki Bolzano benim, ben Bolzanonun birer parçası gibiydik ama öte yandan sokağın sağına soluna sıralanmış elit görünen barlardaki takım elbiseli adamların, şık kadınların beni tamamiyle yabancı gördükleri bakışları üzerimde hissediyordum.

Piyano sesi yükselen barın önünden geçerken kendi aralarında Almanca / İtalyanca konuşan insanların nedense bana serseri gibi baktıklarını hissediyordum. Ve Bolzanoya yabancılaşıyordum o anda. Düşünüyordum acaba saçım mı, sakalım mı, giyim tarzım mı yoksa tek başıma yürümem mi bana bakmalarına sebepti?

Onlar bana bakana kadar kendimi Bolzanonun bir parçası gibi hissediyordum ya sonra? Her şey tamamen yabancılaştı. Normal bir çarşamba akşamına kıyasla boş olan sokaklardan bir hüzün yağdı yüreğime. Papperla ya giremedim. Camdan baktım içeride bir müşteri ve Marie vardı sadece. Arkamı döndüm.

Piazza Domenicaniye geri geldiğimde havada sanki bir ölüm sessizliği vardı. Her zaman müşterisi olan -kimi zaman liseliler, kimi zaman serseriler, kimi zaman aileler, ilginç bir mekan. – Königde bir tane bile insan yoktu, Temple Bar adındaki İrlanda Pub ı, her gece tıklım tıklım dolu olan Bar sinek avlıyordu.

Bir kahve içimlik König de oturdum. Daha önce pek çok olaya şahit olduğum, kavgaların ikisine fiilen karıştığım bar ne kadar sessizdi. Bütün gece oturup huzur bulabilirdin o barda. Kahvemi bitirdiğimde ağır adımlarla bir dakika yürüyüş mesafesindeki yurduma döndüm.

Hayatımda kendimi en yabancı ama en ait hissettiğim yerlerden birine. Çok garip her şey benim düzenime göre işiyor burada ama yine de her şey yabancı. Dışarıdan döndüğümde evime dönmüşçesine rahatlıyorum, ama bir an geliyor ki onun bana benim ona ait olmadığımı hissettiriyor bu şehir, bu oda.

Aynı anda hem ait olup, hem de yabancı olmak. Bir yandan kalmayı bir yandan gitmeyi istemeye sebep oluyor. Sonunda ne yapacağını bilmeden ellerin ceketinin ceplerinde sokakları arşınlıyorsun. Dün gece yaptığım gibi.

Biterken : Apocalyptica – Refuse, Resist

Hacker olmak

Hacker kelimesi günümüzde bilgisayar korsanı ile eş anlamlı hale geldi. Oysa ki gerçekler böyle değil.

Aslen hacker bir konuda fazlaca bilgili olup o konudaki kısıtlamaları aşarak ekstralara ulaşabilen kişidir. Yani bir nevi amacına ulaşmak için sorunların, engellerin etrafından dolaşabilen kişidir. İlk hackerların MIT nin bilgisayar laboratuvarına konulan güvenlik sistemlerini ve böylece kotaları aşabilen öğrenciler olduğuna dair makaleler vardır internette. Aynı grubun okulun terasına çıkıp içki içmesi de bir hack örneği olarak gösterilmektedir, çünkü terasta normalde ulaşıma kapalıdır.

Ancak bilgisayardan önce de hackerlar mevcuttu. Bedava arama yapmak için, arama kabul etmeyen bir hapishane telefonunu aramaya açarak içerideki suç ortağına ulaşmak için telefon hatlarını ve santrallerini hacklemiş üstadlar da mevcuttur.

Hackerlara verilen bir diğer ünvan ise üstad idir. Çünkü bu insanlar alanında oldukça bilgilidir. Öyleki hemen her türlü engeli bir süre araştırma ve çalışma yaptıktan sonra geçebilirler.

Peki ya bilgisayar korsanları, onların gerçek adı cracker dır. Yani kırıcı. Onların işi yazılımları kırarak bedava kullanmak, sistemleri kırarak bilgileri çalmak, banka ve e-ticaret sistemlerini kırarak para çalmak, kırdıkları sistemlerdeki bilgileri satarak sanayi casusluğu yapmak, mail listelerini elde edip bunları spam şirketlerine satmaktır.

Ancak crackerlar da dört ana bölüme ayrılır kendi içlerinde:

1) Lamer (ezik)
Lamerlar herhangi bir yazılım ve donanım bilgisine sahip olmayan orta düzey bilgisayar kullanıcıları grubundan çıkar genellikle. İnternette forumlardan, “hacker” mail listelerinden, “hack” sitelerinden buldukları programları kullanarak. Web sitesi, MSN, Skype, facebook hesabı gibi sistemlere girerek arkalarında genellikle “Bu site/hesap xxx tarafından hacklenmiştir.” gibi yazılara bırakarak gösteriş yapan insanlardır. Yaş grubu genelde lise çağlarından başlar ve üniversite civarında akıllanmış olurlar.

2) Script – Kiddie (Kod çocuğu)
Lamerlara nispeten script-kiddielerin kod yazma konusunda yeteneği vardır. Bunlar internette buldukları programları kullanmanın yanısıra kendi kodlarını yazarlar veya buldukları kaynak kodları değiştirirler. Böylece daha kendilerine has yöntemler geliştirebilirler. Ancak genelde faaliyetleri lamerlardan öteye geçmez.

3) Black Hat (Siyah şapkalı)
Bu cracker türü en çok korkulması gerekenlerin başında gelir çünkü bunlar üstad seviyesine gelmiş bilgisayar korsanlarıdır. Engelleri aşmak konusunda bilgili; kendi araçlarını, rootkitlerini, virüslerini kendileri yazan; kıracakları sistemi izleyen; kırmak için planlama yapan; içeri girdikten sonra iz bırakmamaya özen gösteren ve genellikle kendileri için bir açık kapı bırakan gruptur. Amaçları genellikle kişisel çıkardır. Sistemleri kırarak içerideki bilgilerden para kazanma amacı güderler. Bazen de sırf intikam için çalıştıkları olur.

4) White Hat (Beyaz Şapkalı)
Bu grup siyah şapkalılar ile aynı yeteneklere sahip olmasına rağmen amaçları tamamen farklıdır. Genellikle sistemin sahibi olan şirket tarafından kiralanırlar ve sistemin açıklarını bulup nasıl yamayacakları konusunda şirketi bilgilendirmesi istenir. Amaçları sistemleri daha güvenli kılmaktır. Bunun için bir crackerın sahip olduğu tüm yetenekleri kullanarak sistemi kırmaya çalışırlar. Ve açıkları raporlarlar. Aynı zamanda bu kişilere güvenlik uzmanı da denir.

Evet, geçtiğimiz hafta pek çok konu aklımdan geçti ancak yazmaya üşendim en son ise bu konuda karar kılıp burada yazmaya uygun gördüm. Önümüzdeki günlerde daha sık yazmayı ve blogumu bu kadar boşlamamayı umut ediyorum.

Çeviklik Manifestosu (Agile Manifesto)

2001 yılında yazılan ve o günden bugüne binlerce programcının altına imzasını koyduğu, Çevik Programlama(Agile Programming) yönteminin kurallarını koyan çeviklik manifestosunun bir çevirisini ve Çeviklik Esaslarının (Principles behind the Agile Manifesto) bir çevirisini yayınlamaktan mutluluk duyuyorum.

Manifestoya buradan: http://agilemanifesto.org/
Esaslara buradan:  http://agilemanifesto.org/principles.html ulaşabilirsiniz.

Çeviklik Manifestosu

Daha iyi yazılım geliştirmenin yöntemlerini, uygulayarak
ve başkalarının uygulamasına yardım ederek,
su yüzüne çıkarıyoruz.

Bu çalışmayla değerlerimiz :

Bireyler ve etkileşimler, süreçler ve araçlardan
Çalışan yazılım, kapsamlı dökümantasyondan
Müşteri ile işbirliği, kontrat görüşmesinden
Değişikliklere yanıt vermek, bir planı takip etmekten
önce gelir.

Her ne kadar sağda yazılı olanlar da değerli olsa da
Biz soldakilere daha fazla değer veriyoruz.

Çeviklik Esasları :

  • Öncelikli hedefimiz faydalı yazılımın erken ve sürekli teslimatıyla müşterimizi tatmin etmektir.
  • Geliştirmenin sonlarında da olsa değişiklikleri hoş görürüz. Müşterinin rekabet avantajı için çevik programlama değişikliklerle başa çıkabilir.
  • Çalışan yazılımları kısa sürede teslim ederiz, bir kaç haftadan bir kaç aya kadar, kısa sürmesini yeğleriz.
  • Geliştiriciler ve iş adamları proje boyunca her gün birlikte çalışmalıdır.
  • Projeleri motive bireyler üzerine kurun. İstedikleri ortamı ve desteği sağlayın ve bu işi yapacaklarına güvenin.
  • Geliştirme takımıyla ve takım içinde bilgiyi paylaşmanın en etkili ve verimli yolu yüzyüze konuşmaktır.
  • Sürecin öncelikli ölçütü çalışan yazılımdır.
  • Çevik süreçler sürdürülebilir geliştirmeyi teşvik etmelidir. Sponsorlar, geliştiriciler ve kullanıcılar süresiz olarak sabit bir hızı koruyabilmelidirler.
  • Teknik mükemmeliğe ve iyi tasarıma sürekli dikkat etmek çevikliği ileri taşır.
  • Sadelik – yapılmayan iş miktarını azami tutma sanatı – hayati öneme sahiptir.
  • En iyi mimariler, gereksinimler ve tasarımlar kendi kendine organize olmuş takımlardan çıkar.
  • Düzenli aralıklarla takım nasıl daha verimli olacağını konuşur ve buna göre davranışlarını ayarlar.

“Bir hackerın manifestosu”ndan sonra bilgisayar dünyasına ait sevdiğim ikinci manifesto. Umarım siz de çevik geliştirme sürecini kullananlardansınızdır.

Biterken : Yıldız Tilbe – Delikanlım ( Teşekkürler WMPlayer rasgele seçeneği )